Bir varmış bir yokmuş… Uzak bir ormanda, gökyüzüne doğru uzanan uzun bir kule varmış. Bu kulede Rapunzel adında bir kız yaşarmış. Saçları altın gibi parlarmış ama asıl parlayan, merak dolu kalbiymiş.
Rapunzel her sabah penceresinden dışarı bakar, kuşların kanat çırpışını izler, rüzgarın melodisini dinlermiş. “Bir gün ben de o rüzgar gibi özgür olacağım,” dermiş.
Günlerden bir gün, kuleye bir kuş konmuş. Kanadında küçük bir not varmış: “Cesaret, kapıları açan anahtardır.” Rapunzel gülümsemiş. O an kalbinin derinliklerinde bir ışık hissetmiş.
Ertesi sabah saçlarını pencereden aşağı sarkıtmış, ama bu kez biri gelsin diye değil… Aşağı inmeye cesaret etmek için. Bir süre korkmuş ama kuşun sözlerini hatırlamış. Her adımda kalbi daha da güçlenmiş.
Yere vardığında ilk defa çimenlere basmış, gökyüzüne bakmış. “Ben başardım,” demiş kendi kendine. Rüzgar saçlarını savurmuş, bulutlar gülümsemiş.
Rapunzel o günden sonra ormanda yaşayan çocuklara hikayeler anlatmış. Her hikayesinde cesaretin, özgürlüğün ve umut etmenin önemini fısıldamış.
Ve o günden sonra herkesin kalbi sıcacık olmuş.

