Bir varmış bir yokmuş… Uzak bir şehirde, kalbi tertemiz bir kız yaşarmış. Adı Külkedisi’ymiş çünkü her sabah şöminenin başını temizlerken üzeri hep küllerle kaplanırmış. Ama yüzündeki gülümseme hiç kaybolmazmış.
Evinde herkes ondan işler yapmasını istermiş ama o, kırılan kalpleri de onarmayı bilirmiş. Kuşlara su verir, kedilere yiyecek bırakır, kırılan saksıları çiçeklerle süsler, evin içinde umut gibi dolaşırmış.
Bir gün krallıkta büyük bir balo düzenlenecekmiş. Herkes en güzel elbiselerini giyerken Külkedisi’nin elbisesi eskiymiş. Ama o, üzülmek yerine bahçedeki kelebeklerle konuşmuş: “Elbisem yok ama içimde bir ışık var, o yeter,” demiş.
O anda sihirli bir ışık etrafını sarmış. Renkli yapraklar dönmüş, dökülmüş… Ve bir anda önünde parlayan zarif bir elbise belirmiş. Külkedisi şaşkın ama sevinçliymiş. O gece baloya gidip nazikçe dans etmiş, kalbindeki güzelliğiyle herkesin yüzünü güldürmüş.
Gece sona erdiğinde elbisesi yine eski haline dönmüş ama kalbinde hiç solmayan bir ışık kalmış. Çünkü o ışık, içten gelen iyiliğin ta kendisiymiş.
Ve o günden sonra herkes Külkedisi’nin sadece güzelliğini değil, kalbindeki sıcaklığı da görür olmuş.
Ve o günden sonra herkesin kalbi sıcacık olmuş.

