Bir sabah güneş ormanı ısıtmış. Kuşlar cıvıldamış, ağaçlar yapraklarını sallamış. O sırada minik bir kaplumbağa yavaş yavaş yürüyormuş. Sırtındaki kabuğu parlıyormuş, adımları yumuşacık toprağa iz bırakıyormuş. “Bugün arkadaşlarıma yardım edeceğim,” demiş kendi kendine. Tam o sırada, bir sincabın sesi duyulmuş. “Aaa! Cevizlerim yere düştü, toplayamıyorum!” demiş. Minik kaplumbağa gülümsemiş, “Ben yardım ederim,” demiş. Yavaş ama dikkatli adımlarla cevizleri birer birer toplamış. Sincap çok sevinmiş, “Teşekkür ederim minik dostum,” demiş.
Kaplumbağa biraz ilerlemiş, bir tavşanla karşılaşmış. Tavşan bir çalıya takılmış, kurtulamıyormuş. Kaplumbağa hemen yanına gitmiş, “Dur, ben seni kurtarırım,” demiş. Küçük burnunu ve ayaklarını kullanarak dalları yavaşça itmiş. Tavşan sonunda özgür kalmış. “Sen çok cesursun,” demiş tavşan. Kaplumbağa utanmış ama sevinmiş. Çünkü birine yardım edince kalbi ısınmış. Güneş gökyüzünde parlamaya devam ederken, ormandaki tüm hayvanlar kaplumbağaya gülümsemiş.
Akşam olunca kaplumbağa küçük evine dönmüş. Gün boyu yardım ettiği arkadaşlarını düşünmüş. “Bugün çok güzel bir gündü,” demiş. Gözlerini kapatmış, kalbinde kocaman bir mutluluk hissetmiş. O günden sonra ormanda biri yardıma ihtiyaç duyduğunda minik kaplumbağa hep oradaymış. Çünkü o, yardım etmenin en güzel şey olduğunu öğrenmiş.

