Arda, gününü nasıl geçirdiğini hiç planlamayan, aklına geleni yapan neşeli bir çocuktu. Sabah uyanır uyanmaz oyuncaklarıyla oynamaya başlar, tabletine bakar, zamanın nasıl geçtiğini hiç fark etmezdi. Ödevlerini hep “sonra yaparım” diyerek ertelerdi. Bu yüzden akşam olunca hem çok yorulur hem de hiçbir işi bitiremezdi.
Bir gün Arda odasını toplarken yatağın altında eski, ahşap bir kutu buldu. Kutunun kapağını açtığında içinden ışıl ışıl parlayan bir kum saati çıktı. Kum saatinin içinde altın rengi kumlar vardı. Arda kum saatini çevirdiğinde kumların yavaş yavaş aktığını fark etti. Ama garip olan şuydu: Arda zamanını boşa harcadıkça kum daha hızlı azalıyor, sorumluluklarını yerine getirdikçe ise kum yavaşlıyordu. O gün Arda yine oyun oynamayı seçti. Ödevlerini yapmadı, odasını toplamadı. Bir süre sonra kum saatine baktığında neredeyse hiç kum kalmadığını gördü. Panikledi. “Zamanım bitiyor!” diye düşündü. Ne yapacağını bilemeyince annesinin yanına gitti ve olanları anlattı. Annesi gülümseyerek Arda’ya bir günlük plan yapmayı önerdi. Birlikte önce ders saatlerini, sonra oyun ve dinlenme zamanlarını yazdılar. Arda plana uymaya başladığında kum saatindeki kumların yavaş yavaş çoğaldığını fark etti. Bu durum onu çok mutlu etti.
Günler geçtikçe Arda zamanını daha iyi kullanmayı öğrendi. Artık hem derslerine vakti kalıyor hem de oyun oynayabiliyordu. Zaman kutusu ona önemli bir ders vermişti: Zaman, doğru kullanıldığında hiç kaybolmaz.

